Maviler çok, lacivert göğe. Soluyamadığım kokular tükenmiş ya ben uyanmadan. Ama bulutlar kapaklanırmış parmak uçları denize değenlerin üzerine. Parmak uçlarım denize değiyor ve toprağa bir adim kala ben, hangi düşlerin içine yuvarlanıyorum bilmem.. Öyle düşler ki, bilemezsin nasıl da arsız...
Nasıl da kahpe.. Nasıl da gelincik kırmızısı.. Nasıl da zencefil acısı.. Nasıl oluyor da saplanabiliyor göğsüme? Öylesine arsız...
Sarı bir yerde. Sarı bir sey. Yok hayır siyah...
Maviler çal, lacivert göğe. Bulutlar hep devinirmiş avuçları toprağa uzanmışlara. Avuçlarım toprağa uzanmış...
Ama bilirim ki orada, sarı yerde, o simsiyah, sere serpe.. Dudağının kenarı sıyrılmış, altından gülüşü görünüyor. O'na düşmek.. Içine doğru akıp gitmek.. Içinden kayıp gitmek olsa şimdi.. Ah bir kıvrılabilsem kuru ama yumuşak -ki bulutlar beton kalır yanında, bilemezsin- sıcak ama serin, biraz ter biraz da mevsim kokan göğsünden boynuna...
Gökyüzünden maviler çal. Bulutlar dökülürmüş ellerini yağmura açanların üstüne. Ellerim ıslak... Sarı yere gidiyorum, vanilyali, limonlu, yaseminli kokulara çarpa çarpa. Sarhoşum biraz da sanki.. O, sarı bir yerde, uzanmış sere serpe.. O'nun adı mavi, o'nun adı lacivert, o'nun adı yağmur, o'nun adı rüzgar, o'nun adı gelincik, o'nun adı zencefil, o'nun adı toprak, o'nun adı deniz, o'nun adı düş, o'nun adı sakin, o'nun adı huzur... O'nun adı yok...
5 Mart 2011 Cumartesi
Sarı yer.
karaLayan scarlite zaman: 3/05/2011 07:21:00 ÖS 0 yorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
