CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS

27 Ağustos 2010 Cuma

İçimi döktüm.

Saray borazanlarının altından geçerken hep karıncalar düşerdi kollarıma, omuzlarıma. Kediler yavrularını doğururlardı, onlara bakarlardı o bahçede. Ceviz ağacının dalları odamın penceresini kıracak gibi olurdu geceleri. Hep rüzgâr olurdu zaten. "Lanetli.." derdim kardeşime. "Bu ev lanetli.."
Rutubet kokardı hep ev. Tavanı akardı. Çatı katında yarasalar dolaşırdı. Karıncalar basardı mutfağı. Bir keresinde fare bile çıkmıştı mutfak dolabından. Kışları buhar çıkardı ağzımızdan uyurken. Uyunmuyordu o soğukta. Yorgan altında da bir süre sonra nefes alamıyordum. Çıkarırdım kafamı yorgandan dışarı, burnum donardı.
Turuncuya benzer bir rengi vardı duvarların. Hiç sevmezdim. Sıkardı, boğardı beni. Ergenlik bunalımlarım, ilk terkedilişim.. Hepsi o duvarlarda yazılı durur hala. 2 katlı, bahçeli. Dış cephesi boyasız. Gri sıva. Eski. Çok eski ev. 18 yılımı geçirdiğim ev. Panjurlu ev. "Buradan taşınırsak hepsi geçecek, bitecek." derdim kardeşime. Ama kastettiğim böyle bir şey değildi...
21. yaşıma 25 gün var. Balkonda oturuyorum şimdi. Üzerimde karıncalar dolaşıyor. Ama "o ev"in karıncaları değil. "Yeni ev"in balkonunda dolaşan karıncalar.. Henüz halıları ve perdeleri olmayan yeni ev. Sokağında bir yaprağın bile kımıldamadığı ev. İçinde tanımadığım insanlar var. Beraber yaşamak zorunda olduğum. Odamı paylaşmak zorunda kaldığım. -şu an boş duran, eşyasız odamı- Tanımadığım insanlar, onlar, benim "yeni" ailem(miş).
O eski eve kardeşim için dayanırdım. O tam 1 hafta önce 14 yaşına girdi, bu sene liseye başlayacak. Bu yeni eve de kardeşim için dayanıyorum. 2 yaşına geldiğinde tanıdığım, şimdi 2,5 yaşındaki kız... Şu an defterin kenarlarını kıvırıp bana "Sen yazı mı yazıyorsun abla?" diye soran...

0 yorum: