Her şey ben ölmeden önce olmuştu ve benim bir ışığım bile yoktu. Karanlıktı ve yol kenarındaydım. Bildiğim tek şey, kargalar gaklıyordu.
Yatağımda olmayı istedim.
Uyandığımda yine istemediğim bir yerde olacaktım ve hiç istemediğim bir şekilde uyandırılacaktım. Her şeyin sonlanması için ölmem gerekiyordu ama ışık yoktu.
Yorganımı özlemiştim.
Maviydi ve üzerinde çiçekler vardı. Yatağıma ve kendime hiç yakıştıramazdım. Ama kendimi güvende hissetmemi sağlardı. Ben de küçükken hayaletlerden ve canavarlardan korktuğunda yorganın altına saklanan çocuklardan biriydim.
Ve hala onlardan biriyim.
Hayaletler ve canavarlar korkutmuyordu beni artık. Hatta ölüm bile... Ama bazen, yorgan altına sığınmak için sebeplerim oluyor işte. Ve sanırım bu da o anlardan biriydi.
Her şey ben ölmeden önce başlamıştı. Yol kenarındaydım, yürüyordum. Karanlık huzur vermiyordu bu defa, ürkütücüydü. Tekrar yaşamak istemeyeceğim bir andı.
Birinin beni bulmasını ümit etmiyordum hiç. Yolculuk başlamıştı. Ve elbet bitecekti. Yaşanılan korku da olsa en derinden olmalıydı.
Bir tek müzik eksikti.
Oysa ki bana huzur veren her şey vardı neredeyse; yalnızdım, karanlıktı ve yürüyordum.
Biraz da şarap olmalıydı aslında.
Karga sesleri beni sinirlendiriyordu. Sonu nereye varacak diye hiç düşünmedim. İyi ya da kötü, bitecekti.-Anın tadını çıkarmaya bak.
Yanımda bir başkası olsaydı, bu an tamamen mahvolacaktı. Anlarımın çoğu hep böyle mahvolmuştu. İnsanlar...
Ölsem bir müddet diye düşündüm.
Hem yastığımı da özlemiştim. Çok ucuza almıştım ve çok rahattı. Ama kılıf alamamıştım hiç. Param da olmuştu ama almamıştım. Her zaman biçim konusunda sıkıntılarım olmuştu zaten. Bakımsızdım. Önemsemezdim. Sadece, kokular hoşuma giderdi. Meyve kokuları. Özellikle de kayısı. Ya da tütsüler. Vanilyalı olanlar. Mutlu ediyordu kokular. Kayısı gibi kokmak istiyordum. Ellerimi kokladım, kollarımı. Toprak kokuyordu.
Yağmurdan sonraki toprak kokusu.
Hava yavaş yavaş aydınlanıyordu ve gaklamalar yerini cıvıltılara bırakmaya başlamıştı. Oturup bir sigara yaktım. Ne kadar zamandır yürüdüğümü bilmiyordum ama sanki günler olmuştu. Günlerdir insan sesi duymuyordum ve güzel bir şeydi.Tüm o yola rağmen kendimi dinlenmiş hissettiriyordu.
Yürümeme neden olan bir şeyler vardı.
Her adımda geriye birçok şey bırakıyordum. Ve bıraktıkça hafifliyordum. Yürümek daha da kolaylaşmıştı. Kafam dinçleştikçe bedenim yoruluyordu.
Ve uyudum.
İstemediğim bir yerde, istemediğim bir şekilde uyandırılmıştım. Yol yoktu. Her şey ben ölmeden önce olmuştu ve ölmediğim her dakika olmaya devam ediyordu. Sonlanması için ölmek lazımdı. Bir hayat günü yol gitmiştim ama yine uyanmıştım. Yine...
24 Haziran 2009 Çarşamba
bir hayat günü.
karaLayan scarlite zaman: 6/24/2009 08:29:00 ÖS 0 yorum
11 Haziran 2009 Perşembe
kalem.
bir kalemim olsa, bir şeyler yazardım.
kendime dair. anlatmak istediklerim vardı.
boğazıma saplanan hıçkırıkları,
kalbimin en içine kadar dayanan hançerin üzerinden süzülen kanı,
dudağımın kenarına sıkışmış tebessümü kirleten göz yaşını,
kulağımdaki melodinin içimden kayıp gidişini
mesela.
bir kalemim olsa, canımı acıtırdım.
sağ elimle, sol kolumun üzerine sıralardım harfleri ardı ardına.
kemiğe kadar bastırırdım kalemi koyarken noktalarımı.
bilirsin,
çizikler acıtmaz bedenimi ama
acı veren zaten kelimeler değil miydi?
bir kalemim olsa, kendime bir ev çizerdim.
ve üşümezdim bu gece.
titremezdim.
"-yüzüm kanıyor.
-hayır, ağlıyorsun. onlar göz yaşları..."
karaLayan scarlite zaman: 6/11/2009 04:23:00 ÖS 0 yorum
4 Haziran 2009 Perşembe
Rakı Sonrası Bira Kafası.
Sen defterlerin arasına önemli şeyleri koyardın, ben koymazdım. Sen onları arayınca bulamazdın, ben de bulamazdım. Sen konuşurdun, ben susardım, ben konuşurdum, sen susardın. Ve ben bunları senin defterine yazıyorum şimdi, kendi kalemimle. "Ve", bir cümleye başlamak için ne güzel bir kelime değil mi ? Başka birisinin melodileriyle, bir başkasına dair cümleler kurmak, ne garip değil mi ? Sen başkasına aitsin, ben de bir başkasına. Tuhaf değil mi ? Peki ya "ait olmak" ? Gerçekten de böyle bir şey olabilir mi ?
Ne kadar da çok sorulacak soru var...
Ben, o'ndan başka bir kadına yazarken, kim bilir nasıl hissediyorumdur kendimi... Düşün ki, kendin bile anlam veremiyorsun hissettiklerine. O'na yazmıyorsun; sen, "başka bir kadın"sın. 'Keşke' sen de, hayatımdan, o'nun kadar olmasa da, o'nun gibi çıkıp gitmeyecek olsan...
O'nun kadar olmasa da o'na benziyorsun. Tıpkı şu an senin yaptığın gibi, o da benimle değil başkalarıyla ilgilenir böyle. Ben, sana bir nefes kadar uzağında/yakınında sana bunları yazıyorken, sen orada, başkalarına, benim sana yazdıklarımdan önemli/önemsiz kim bilir neler yazıp-çizip-hissedip-düşünüyorsun.
Ve ben,
itiraf ediyorum,
seninle ilgili hayaller/planlar kurdum.
Özür dilerim, sana dair, "acaba" dedim.
Başkası anlamaz, ama belki sen anlarsın;
"Gia"...
'Keşke' bana şimdi, "Ne yazdın, okusana" desen.
'Keşke'li cümleler kurmayan bir insan için bu kadar 'keşke' fazla değil mi ?
karaLayan scarlite zaman: 6/04/2009 11:21:00 ÖÖ 0 yorum
