CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS

20 Ağustos 2009 Perşembe

Scarlite.

Ama o'nun adı güzeldi ve elinde birası vardı.
Çalan müzik kulağına yabancıydı. Güzeldi.
Küller kültablalarından taşardı. O fotoraflara bakardı.
İnsanların suratına fırlattıkları kahkahaları, sıyırıp geçerdi yanaklarını.
Oturup onları izlemek, bir çocuğu elinden tutup lunaparka götürmek gibi.
Dışarıda davul sesleri.. Duvarlarda el izleri.
Onlar güldükçe, gözyaşları gözlerinden fırlardı.
Yalanları yaşını gizlerdi. Gözyaşını da.
Alkol ağzına, duman burnuna, gürültü kulağına, kan parmak uçlarına akardı.
Adı güzeldi. Elinde sigarası vardı. Onlar giderken o hep orada kalırdı.
Günlerce uyurdu. Günlerce uyumazdı. Yatak altında sigara izmaritleri arardı.
Kafasını yastığa koyduğunda, saatlerce duvara bakardı. Oysa ki uyumak için içerdi.
İçtiği o'na yetmezdi.
Duvarda el izleri vardı.
Bazen o da yazmak isterdi. Ama kalem bulamazdı.
Önce saçlarını keser, sonra uzayacakları günü beklerdi.
Sonra yine keserdi.
Geri iterdi yanaklarından süzülen damlaları.
O'nun kokusunu severdi. Mevsim kokardı. Var olmayan bir mevsim.
Ama kokular uçup gider.
Yazmak istedi. Ama kalem bulamadı.
İzmaritler kültablalarından taşmıştı.
Kafasını yastığa koydu. Saatlerce duvara baktı.
Uyudu.
Günlerce..

Bu Gece.

İhanete uğramışlıkları ve çocukluktan kalma yara bereleriyle oturuyordu bu gece sandalyesinde.

Bir kenara sıyırmış atmış üzerindekileri, oturuyordu öylece.

Günün yorgunluğu yatağa itiyordu bedenini ama nefes alış verişini güçleştiren sıkıntılar uyutmuyordu.

Daha bir saat önce acıyıp üzüldüğü kadından, yine nefret ediyordu şimdi.

Bu gece, vakit geçmek bilmiyordu..

"Çimenlere uzanıp yıldızları seyretmek vardı şimdi. Ya da karlarda yuvarlanmak."

Yine uzanmıştı elleri yıldızlara doğru, ama yine ulaşamamıştı. Dün de denemişti. Yarın tekrar deneyecekti. Ve bir gün, ulaşacaktı onlara. Elbet bir tanesi onu alıp götürecekti yanında..

Uzun zamandır aklına düşmemişti oysa geçmişi. Bu gece, parça parça kopup gidiyordu sanki içinden..

Anılar boğazına tasma misali yapışmıştı, nefes alamıyordu.

Sigaralar çabuk tükeniyordu.

Tıpkı o kadın gibi, tıpkı o adam gibi, yıldızlar da ihanet etmişti bu gece. Oturarak, susarak isyan ediyordu. Ona hep, ihanetler bahşediliyordu..

Gece de onu terketmek üzereydi.

Ardına kadar açık pencereleri kapatmaya üşendi. Rüzgarın çıplak tenine kazınmasına izin verdi ve küçük şeylerle mutlu olabilmeyi diledi. Uyanmak istemediği güne doğru, uykuya daldı. Ne de olsa uykuya isyan etmek, imkânsızdı..

4 Ağustos 2009 Salı

Sus'muştu

Bakıyorum da, sustunuz bayım..
Dilimden çıkan birkaç kelimeydi
kelimelerinize kilit vuran.
Bakışlarınızı benden kaçırmayın.
O bakışlardır
sizi ruhuma hakim kılan.

"Kelime oyunu" diyorsunuz bayım..
Ben değilim,
onlardır oyunu kuran.
Dudaklarınızı çekiniz
dişlerinizin arasından.
Onlardır, masumiyetimi kutsayan.

Sorularımı cevaplamadınız bayım..
Cevaplarım sizde, susmayın.
Bilirim, incitirim zaman zaman..
Size karşı mahcup olan
ben değil,
kelimelerimdir.
Cevaplarınıza muhtaç olan
bu yüreği incitmeyiniz.
Onlardır, yüreğimi ferah tutan.

Beni kollarınızın arasına alın bayım..
Konuşmasanız da
olur o zaman.
Kucağınızdır zamanı durduran,
huzuru mümkün kılan,
acıyı unutturan,
beni size hayran bırakan..

11 Temmuz 2009 Cumartesi

flu.

Az önce seni izledim.
Sanırım gülüyordun.
Bir yerlere akıyordun ve
"Tut" diyordun,
"Tutmazsan düşeceğim."
"Düş" dedim.
"Düş ki bitsin."
Az önce düşüşünü izledim.
Galiba gülüyordum.
Yere uzandım ve sen
bana sırtını dönüyordun.
"Dön" dedim,
"Bana yüzünü dön."
Adımlarını hızlandırırken
"Dönemem" diyordun,
"Dönersem sirenler susmaz."
Az önce gidişini izledim.
Herhalde gülüyordun.
Bir yerlere akıyordun ve
"Sus" diyordun,
"Susarsan döneceğim."

24 Haziran 2009 Çarşamba

bir hayat günü.

Her şey ben ölmeden önce olmuştu ve benim bir ışığım bile yoktu. Karanlıktı ve yol kenarındaydım. Bildiğim tek şey, kargalar gaklıyordu.

Yatağımda olmayı istedim.

Uyandığımda yine istemediğim bir yerde olacaktım ve hiç istemediğim bir şekilde uyandırılacaktım. Her şeyin sonlanması için ölmem gerekiyordu ama ışık yoktu.

Yorganımı özlemiştim.

Maviydi ve üzerinde çiçekler vardı. Yatağıma ve kendime hiç yakıştıramazdım. Ama kendimi güvende hissetmemi sağlardı. Ben de küçükken hayaletlerden ve canavarlardan korktuğunda yorganın altına saklanan çocuklardan biriydim.

Ve hala onlardan biriyim.

Hayaletler ve canavarlar korkutmuyordu beni artık. Hatta ölüm bile... Ama bazen, yorgan altına sığınmak için sebeplerim oluyor işte. Ve sanırım bu da o anlardan biriydi.

Her şey ben ölmeden önce başlamıştı. Yol kenarındaydım, yürüyordum. Karanlık huzur vermiyordu bu defa, ürkütücüydü. Tekrar yaşamak istemeyeceğim bir andı.

Birinin beni bulmasını ümit etmiyordum hiç. Yolculuk başlamıştı. Ve elbet bitecekti. Yaşanılan korku da olsa en derinden olmalıydı.

Bir tek müzik eksikti.

Oysa ki bana huzur veren her şey vardı neredeyse; yalnızdım, karanlıktı ve yürüyordum.

Biraz da şarap olmalıydı aslında.

Karga sesleri beni sinirlendiriyordu. Sonu nereye varacak diye hiç düşünmedim. İyi ya da kötü, bitecekti.-Anın tadını çıkarmaya bak.

Yanımda bir başkası olsaydı, bu an tamamen mahvolacaktı. Anlarımın çoğu hep böyle mahvolmuştu. İnsanlar...

Ölsem bir müddet diye düşündüm.

Hem yastığımı da özlemiştim. Çok ucuza almıştım ve çok rahattı. Ama kılıf alamamıştım hiç. Param da olmuştu ama almamıştım. Her zaman biçim konusunda sıkıntılarım olmuştu zaten. Bakımsızdım. Önemsemezdim. Sadece, kokular hoşuma giderdi. Meyve kokuları. Özellikle de kayısı. Ya da tütsüler. Vanilyalı olanlar. Mutlu ediyordu kokular. Kayısı gibi kokmak istiyordum. Ellerimi kokladım, kollarımı. Toprak kokuyordu.

Yağmurdan sonraki toprak kokusu.

Hava yavaş yavaş aydınlanıyordu ve gaklamalar yerini cıvıltılara bırakmaya başlamıştı. Oturup bir sigara yaktım. Ne kadar zamandır yürüdüğümü bilmiyordum ama sanki günler olmuştu. Günlerdir insan sesi duymuyordum ve güzel bir şeydi.Tüm o yola rağmen kendimi dinlenmiş hissettiriyordu.

Yürümeme neden olan bir şeyler vardı.

Her adımda geriye birçok şey bırakıyordum. Ve bıraktıkça hafifliyordum. Yürümek daha da kolaylaşmıştı. Kafam dinçleştikçe bedenim yoruluyordu.

Ve uyudum.

İstemediğim bir yerde, istemediğim bir şekilde uyandırılmıştım. Yol yoktu. Her şey ben ölmeden önce olmuştu ve ölmediğim her dakika olmaya devam ediyordu. Sonlanması için ölmek lazımdı. Bir hayat günü yol gitmiştim ama yine uyanmıştım. Yine...

11 Haziran 2009 Perşembe

kalem.

bir kalemim olsa, bir şeyler yazardım.
kendime dair. anlatmak istediklerim vardı.
boğazıma saplanan hıçkırıkları,
kalbimin en içine kadar dayanan hançerin üzerinden süzülen kanı,
dudağımın kenarına sıkışmış tebessümü kirleten göz yaşını,
kulağımdaki melodinin içimden kayıp gidişini
mesela.

bir kalemim olsa, canımı acıtırdım.
sağ elimle, sol kolumun üzerine sıralardım harfleri ardı ardına.
kemiğe kadar bastırırdım kalemi koyarken noktalarımı.
bilirsin,
çizikler acıtmaz bedenimi ama
acı veren zaten kelimeler değil miydi?

bir kalemim olsa, kendime bir ev çizerdim.
ve üşümezdim bu gece.
titremezdim.

"-yüzüm kanıyor.
-hayır, ağlıyorsun. onlar göz yaşları..."

4 Haziran 2009 Perşembe

Rakı Sonrası Bira Kafası.

Sen defterlerin arasına önemli şeyleri koyardın, ben koymazdım. Sen onları arayınca bulamazdın, ben de bulamazdım. Sen konuşurdun, ben susardım, ben konuşurdum, sen susardın. Ve ben bunları senin defterine yazıyorum şimdi, kendi kalemimle. "Ve", bir cümleye başlamak için ne güzel bir kelime değil mi ? Başka birisinin melodileriyle, bir başkasına dair cümleler kurmak, ne garip değil mi ? Sen başkasına aitsin, ben de bir başkasına. Tuhaf değil mi ? Peki ya "ait olmak" ? Gerçekten de böyle bir şey olabilir mi ?

Ne kadar da çok sorulacak soru var...

Ben, o'ndan başka bir kadına yazarken, kim bilir nasıl hissediyorumdur kendimi... Düşün ki, kendin bile anlam veremiyorsun hissettiklerine. O'na yazmıyorsun; sen, "başka bir kadın"sın. 'Keşke' sen de, hayatımdan, o'nun kadar olmasa da, o'nun gibi çıkıp gitmeyecek olsan...

O'nun kadar olmasa da o'na benziyorsun. Tıpkı şu an senin yaptığın gibi, o da benimle değil başkalarıyla ilgilenir böyle. Ben, sana bir nefes kadar uzağında/yakınında sana bunları yazıyorken, sen orada, başkalarına, benim sana yazdıklarımdan önemli/önemsiz kim bilir neler yazıp-çizip-hissedip-düşünüyorsun.

Ve ben,
itiraf ediyorum,
seninle ilgili hayaller/planlar kurdum.
Özür dilerim, sana dair, "acaba" dedim.
Başkası anlamaz, ama belki sen anlarsın;
"Gia"...

'Keşke' bana şimdi, "Ne yazdın, okusana" desen.

'Keşke'li cümleler kurmayan bir insan için bu kadar 'keşke' fazla değil mi ?

28 Mayıs 2009 Perşembe

Sen.

Sen.
Gittin ama.
İzlerin kaldı bedenimde.
Dönmek zorundasın.
Kemanla çalıp da ruhunu
notalara sat.
O notakulağıma çalınsın.
Sen.
Körpe kadın.
Beni
diğer unuttuklarının arasına hapsetmemeliydin.
Sen.
Gittin sanma.
Kokun kaldı yastığımda.
Evet.
Unutmaya çalıştım seni.
Birikti balkonda
onlarca şarap şişesi.
Kağıtlarca,
kalemlerce
kustum da seni
bitmedin
bitiremedim.
Sen.
Sadece bana ait olan kadın.
Bütün günahlarından arınıp
koynumda uyumanı özledim.
Sen.
Beni kanatan kadın.
Sen anlat bana beni.
Beni benden duymak istemem.
Sen.
Beni masumiyetim için severdin.
Halbuki ben senden daha da kirliydim.
Sen başkalarına
bedenini vermiştin.
Bense sana
ruhumu,
kalbimi verdim.
Sen.
Gözleri cennete açılan kapı olan kadın.
Benden cennetini esirgedin.
Oysa ki sana
muhtaç olduğun tüm aşkı vermiştim.
Kendi damarlarımdan,
kendi ruhumdan,
kendi benliğimden,
kendimden...
Sen.
En güzel kadın.
Tüm damarlarımı boşaltıp dabir nehir yapsam kanımdan
aksan bana..
Sen.
Bedenimdeki,
ruhumdaki,
kalbimdeki en büyük yara.
Sen.
Kadın.
Her şeyim.
Hasretim.
Ruhum.
Arzum...

14 Mayıs 2009 Perşembe

Şarap Şişesi Şizofrenisi (şşş!) 2. Perde

AL bu koskoca deniz senin oLsun. Uzan boyLu boyunca. Ve git şişe. Hiçbir umudun, hiçbir hüznün, hiçbir hayaLin, hiçbir acın oLmadan aç koLLarını huzura ve savruL daLgaLarLa. Hiç görmediğin, biLmediğin yerLere; tahminsiz, meraksız...

Git şişe; geLincik tarLaLarının LaLe bahçeLerine, ıhLamurLarın erik ağaçLarına karıştığı yere git. Rüzgarın buLutLarLa, toprağın yağmurLarLa seviştiği yere götürsün martıLar seni. Yakamozun ışıLtısına bırak kendini. Ve git.

Bizden bahset baLıkLara. Hüzünden kıvırıp da yaptığımız kayıkLarı göster onLara. KayıkLara bindirip okyanusLara saLdığımız anıLarımızı anLat. MartıLarın biLe kıskanacağı kadar yüksekLere uçabiLdiğimizi göster onLara şişe. Huzrun dorukLarından aşağı atLadığımızda nasıL da güLümsediysek, öyLe güLümse yunusLara.

AL bu daLgaLar senin oLsun. İstediğin yere savruL, bocaLamadan, düşmeden, çarpmadan, kırıLmadan, incinmeden... Sigaramın dumanına katarım hasretimi, öteki kıyıdan izLerim seni, özgürLüğe süzüLüşünü. Ve artık biLirim, oraLarda bir yerLerde özgürLük var. Ve sen de biLirsin şişe, özgürLükte huzur var.

Git şişe, uzakLaşabiLdiğin kadar uzakLaş. Tek başına, yaLnız, hiçbir sebep, neden, bağLamadan eLini koLunu, kaç şişe. Parmak uçLarımdan kayıp da git. Gözümden süzüLen bir damLa yaş da hatıram oLsun. Ne şehirLer kurduk kendimize, ama karada özgürLük yok bize. AL bu koskoca deniz senin oLsun, karada huzur yok, git şişe...

6 Mayıs 2009 Çarşamba

AnLayamayacağım CümLeLer Kur Bana.

AnLayamayacağım cümLeLer kur ki bana, susayım bu defa. HissettikLerini keLimeLere öyLe bir dök ki (ya da öyLe şeyLer hisset ki) seni anLayamayışım hayranLık uyandırsın bende.

Evet, mora boya gökyüzünü. Yağmur yerine çakıL taşLarı yağdır buLutLardan. Evet, imkansızı ver bana. Sadece keLimeLerinLe, başımı döndür, öyLe bir sarhoş et ki, bir daha şarap şişesine dokunmasın ellerim.

SözcükLere notaLarını kat, cezbet beni. Zehir gibi sız içime, duman gibi çök üzerime. ÖyLe cümLeLer ver ki bana, gıpta edeyim senin varLığına. O her zaman nefret ettiğim biLinmezLik, keLimeLerinin içinden akıp, huzur oLarak yağsın kucağıma.

Evet, maviye boya çimenLeri. Su yerine yaprakLar akıt şeLaLeLerden. Evet, imkansızı sun bana. Sadece keLimeLerinLe, nefesimi öyLe bir kes ki, bir daha tütün kokmasın eLLerim.

İki noktanın arasına sıkıştırıLmamış, hür cümLeLerini koy önüme. HayranLıkLa seyredeyim keLimeLerLe dansını, harfLeri teker teker biLinmezLiğe sapLayışını... MemnuniyetLe kucakLayayım seni anLamayışımı ve aşk dedikLeri bu oLsun. İmkansızı bahşet bana. Ve ben susayım bu defa.

Evet, beni griye boya.

acıt.

hadi canımı acıt. hadi küfret suratıma. dans et benimLe. duvarLara vur beni. tek bir damLa kan bırakma damarLarımda. kurut beni. dinLen, tüm gücü topLa, ve yine saLdır.! canımı acıt benim, Lütfen, acıt beni... şarap bas damarLarıma. kanat ve mutLu et. huzur verir bana o kanın tenimden süzüLüşü, biLirsin. o anLamaz, ama sen anLarsın. dünyanın en iyi tütün kurutan kızı, bir türLü beceremez o parmakLar tütün sarmayı. neden ? teker teker öpüp, kanımLa kutsadığım o tırnakLarLa yırt bağrımı. daLdır eLini en derinime.! acıt diyorum sana.! kanat beni.! ruhumu, kaLbimi değiL, bu defa, bedenimi mahvet, kahret. hükmet bana. senin eLLerinde kukLa oLayım, hiç kimseye ait oLamadığım kadar. küfret suratıma.! çıkar bütün acını, nefretini, omuzLarıma koy. dipten eL saLLama bana. dibe çek beni.! biLiyorum, görüyorum, hissediyorum, dipte huzur var.! şarabı bas damarLarıma. sen iyi biLirsin, kaLbime giden yoLu. bu defa, tüm işkenceLerini sok oraya. eğ, bük, eLLerinin arasına aL ve sık o kaLbi.! içinde bir damLa kan biLe kaLmasın, kurut. senin sadakatinLe kutsandı o kan ve senin ihanetinLe LanetLendi, biLirsin. tüm acını aLmaya eğitiLmişti bu şefkat, şimdiyse yerini acımaya, acıtmaya bıraktı.

bunu bana sen yaptın.

.

şarap oLmadan da anımsayabiLiyorum seni. tam şu an. şu zaman. ve "gözyaşı meLeğin" farkına vardı herşeyin, "siyah kanatLı beyaz meLeğim". biz seninLe sonsuzu tükettik. geriye yaşayacak hiçbir şey bırakmayınca da, birbirimizi terkettik...

günLerden, özLem. saat, hüzüne bir kadeh kaLa.

30 Nisan 2009 Perşembe

O'na dair...

ParmakLarının arasında hangi sigara vardır şimdi? Duman kokuyordur saçLarın. KimLerin yüzüne bakıyorsun acaba donuk donuk? BiLirim, bakışLarıma değmeden parLamaz gözLerindeki o ışık.
Hangi şarkı doLuyor zihnine? Divided? My Twin? Kim biLir en son ne zaman dinLemişsindir "bizim şarkıLarımız"ı...
Tanımadığım hangi yabancının avuçLarı arasında tütün sarmayı bir türLü beceremeyen o minicik eLLerin?
KaLbindeki yerimi terkettiğimden beri biLirim; kimseyi sok(a)mazsın o kadar derinLerine. Kimse dokunamaz içine benim dokunduğum gibi/kadar. Bundandır böyLe rahat oLuşum, susuşum.
Beni terkedişinden/seni terkedişimden beri, kim biLİr kaç yabancıya bahşettin duman kokan tenini...
Merak etme ruhumun kayıp yarısı, kendimi kandırdığımın da farkındayım. "Eskiden oLduğu gibi" beni görünce parLamaz o gözbebekLeri. YoLda görsen ayaküstü bir-iki muhabbet eder geçersin. Titremez biLe sesin, "eskiden oLduğu gibi"...

(Ve teLefon çaLar. GeLen mesaj o'ndandır. "Eskiden oLduğu gibi", hissediLmiştir yine ruhun diğer yarısı. Ve her defasında oLduğu gibi, o'na yazıLan bu yazı da, yarım kaLır. Tıpkı, sonsuzLuğumuz gibi...)

28 Nisan 2009 Salı

Şarap Şişesi Şizofrenisi (şşş!)

Anımsayıp da güLümseyebiLdiğim an'Larım var benim. Senin de var mı şişe ?

Bir deniz boyu uzakta özLeyenim var. SabahLarı erken kaLkıp işe giden. Zaman zaman hatrına düştüğüm. Hiç sakınmadan "Seni özLedim." diyebiLen.

İhanetLerim var şişe. Keşke diyemeyip, pişman oLamadığım.

KoLeksiyonLarım var. Çer-çöp koLeksiyonLarım. Boş çakmak, sigara kutuLarı, şarap şişeLeri... KoLay eLde ediLebiLen, hiçbir değeri oLmayan.

Yine bütün paramı bitirdim be şişe. Parayı cebimde tutmanın bir yoLunu buLmaLıyım.

Şarap şişeLerinden şamdanLarım var.

Yastığımın aLtında biriktirdiğim hasretLerim, yatağımın aLtına tıkıştırdığım korkuLarım var.

Kendime ait keLimeLerim yok. Ama anLamLarım var şişe.

Eskiden vardı, ama şimdi, bir kedim biLe yok.

Patates ve taze soğan yetiştiriyorum ya hani, başarıLı oLabiLirsem eğer, geLsin biberLer, domatesLer...

Yoğurt kapLarından saksı yapmak.

İçindeyken güzeL gibi görünen ama dışardan bakıLdığında çirkin oLan şeyLer var şişe.

TırnakLarımı yememe/kemirmeme kararı verdim.

Maniküre giden kızLardan oLacağım ben şişe.

Parmak uçLarımLa biLe dokunmaya çekindiğim bir kaLp var, kırmaktan korktuğum.

YaraLarı kabuk bağLamış bir kaLp, sökükLeri yamaLanmış bir ruh taşıyor bu hastaLıkLı beden.

Günbegün genişLeyen bu zihin, benden taşar mı sence ?

Resmen 27, cismen 17 yaşında bir ev arkadaşım var, pLatin sarısı saçLı.

Sarı saçLarından sen suçLusun. (1. Yok öyLe bir şey. Genetik denen bir şey var.)(2. Evet sen suçLusun. VeriLir mi onca para kuaföre ?)

Noir Desir & Manu Chao - Le Vent Nous Portera.

Işık ve müzik kapaLıyken uyumakta güçLük çekiyorum.

Gaz Lambam var şişe. Gazı bitik, camı kırık.

Annemin; 19 yıL sonra, gördüğü bir kabus sayesinde/nedeniyLe annesini (zaman zaman) sevmeye başLamış bir kızı var.

10 dakikaLık zevkin ürünü, 19 yıLLık hayat moLeküLü.

Uykum var şişe.

Baş ucumda durman bana huzur veriyor.

Günaydın hayat. Hoş geLdin bugün. Elveda sabah...

28.04.09/06:33

27 Nisan 2009 Pazartesi

Cennetim.

Aşkına doğru tırmandıkça,
sensizLikten aşağı yuvarLandım,
yokLuğuna düştüm her defasında.
HasretLer kanattı tenimi,
umutLar doLdu tırnakLarımın arasına.
Düştüm,
korkuLar boyunca.

Sen,
tepeLerin ardındaki huzur nehri...
Tek bir damLan için
karanLığa gömdüm
gökkuşağının tüm renkLerini.
Ruhum hırpaLanmış, sökük, yamaLı.
KaLbim yaraLı bereLi.
Hasret sıçramış yüzüme,
avuçLarıma korku buLaşmış,
pis, kirLi.
Akıntına saL beni.
TemizLe içimi,
yokLuğunu,
sensizLiğimi.
Yıka beni,
benLiğimi.

Ey, tepeLerin ardındaki hırçın nehir!..
Aşkına doğru tırmandıkça,
sesin doLuyor kuLakLarıma.
Duyuyorum...
Ve birden,
yine düşüyorum yaLnızLığa,
korkuLar boyunca...
Yeniden,
fırtına oLup vuruyor kırbaçLarını sırtıma
sensizLiğim.
Aşk cennetimdi,
ben acı çekerek ibadet ettim.
Ah, acıyLa başLayıp,
huzurLa sonsuzLukLara uzanan nehrim...
Cennetine varabiLmek için
öLüm koymuşLar yoLuna.
Ama ben haLa
öLemedim!

22 Nisan 2009 Çarşamba

20.04.09

Sustum,
araLamadım biLe dudakLarımı.
GözLerimi yumdum sabahLara.
Ayışığı uzandı sisLerin arasından
tenime.
Sana dair cümLeLer,
keLimeLer,
virgüLLer,
üçnoktaLar
düğümLendi boğazımda,
söyLeyemedim.

BiLiyorum,
sensizLiğe çare değiL
şarapLar.
Ama yine de,
yokLuğuna da doLdurdum bir kadeh.
Sana içiyoruz bu gece.

Aynı denizin, öteki kıyısı kadar
uzak şimdi bana kokun.
KayaLara vuran daLgaLar
senin kadar hırçın.
Yakamoz,
tıpkı senin tenin...

GözLerimdeki,
yaLnızca seninLe parLayan ışığın
sönükLüğünden,
donuk bakışLarımdan anLadım,
sensizLik yakışmadı bana meLek...

Bir deniz boyu yoL gittim
gözLerinden geriye.
Gittiğim için
cezaLıyım ben.
ÖyLe ki,
artık rüzgarLar biLe
bahsetmez oLdu senden.
Akrebi bir türLü yakaLayamayan
yeLkovandan anLadım,
giden değiL,
kaLanmış terkeden...

18 Nisan 2009 Cumartesi

19.04.09/01:21

ILık ıLık akıyor
damarLarımdan kaLbime doğru.
Minicik bir şefkat bekLiyorum.
Ufak bir mucize beLki de
bu bekLentim.

Seni özLüyorum.
ILık ıLık akıyorsun
damarLarımdan kaLbime doğru.
Hissediyorum...
DamLıyor ruhumdan siLik siLik,
örtbas etmeye çaLıştığım hasretLer.
Susuyor ve dinLiyorum sadece
düşüşüme umarsızca tanıkLık eden rüzgarLarın
uğuLtusunu.

İçiyorum.
Ama hiç boşaLmıyor kadehim.
ILık ıLık akıyor damarLarımdan
kaLbime doğru.
Yakıyor değdiği her yeri.
Hasretin...
Hasretim...

ALev aLmış yanıyorsun içimde
ama sokamıyorum nisan yağmurunun damLaLarını içime,
girmiyor,
ısLatamıyor,
söndüremiyor,
beceremiyorum.

Hem tüketiyor,
hem diriLtiyor.
Hasretin...
Hasretim...
SigarayLa aLev aLıyor,
sigarayLa duman oLuyor,
sigarayLa sönüyor,
sigarayLa küL oLuyor,
sigarayLa savruLuyor.

Şarap şişeLeriyLe öpüşüyorum
yokLuğunun çaresizLiğinde.
UykusuzLuk çınLıyor kuLakLarımda.
Ve kabusLar...
Kan ter içinde uyanıyorum.
Ve kendimLe çeLişiyorum.
Ve bir sigara daha yakıyorum.
Ve akıyor damarLarımdan ıLık ıLık.
KaLbime doğru.
Hasretin...
Hasretim...

2 Nisan 2009 Perşembe

yağmur yağarken.

yağmur yağarken
şimşekleri yakalamaya çalıştın mı sen hiç
huzurun doruklarından
aşağı atlayıp intihar ettin mi
ciğerlerini patlatırcasına
nefes aldın mı derin derin
fırtınaya karşı koyarcasına
küçük umutların oldu mu hiç senin

yağmur yağarken
damlaları yakalamaya çalıştın mı sen hiç
mutluluğun kanatlarından
tutarak yükselip göğü seyrettin mi
korkularını yırtarcasına
gülümsedin mi karanlığa
bilinmeze baş kaldırırcasına
renkler karıştırdın mı boşluğuna

yağmur yağarken
bulutları yakalamaya çalıştın mı sen hiç
gökyüzünün kasvetinden
sıkılıp gülümsemeyi denedin mi
kefenini yırtıp atarcasına
meydan okudun mu hayata
yağmurlarla yıkanırmışçasına
aksın ruhun yitik zamanda.

gitme.

kal benimle
bak haykırıyorum
son bir gayretle
gitme
korkuyorum
geri dönmezsin diye
üzerime devrilsin bulutlar
şimşekler patlasın göğsümde
gözlerimden süzülsün kanlar
ama sen,nolur gitme
korkuyorum
geri dönmezsin diye
boğazımı parçalasın kelimeler
saplansın hançerler bedenime
çöksün üstüme geceler
ama sen kal benimle
korkuyorum
geri gelmezsin diye
gitme...

şarap.

bak onlar uçup gitmiş avuçlarımızın arasından
bir damla daha düşmüş bulutlardan
bir kez daha yırttık ya kefeni
yaşayarak öğrendik ya sevgiyi nefreti
başkasına ait dudaklarda bulduk kendimizi
onlar uçup gitsin
yağmur çiselesin
nefes alıp verebiliyoruz hala
üç beş sigara
bir şişe de şarap
yetiyor açlığımızı bastırmaya...

özLe beni.

seni düşünüp de uyuyamadığım gecelerde
sabaha karşılarda
seher vaktinde
öğlen ezanında
özle beni.
seni rüyamda görüp de
bir hışımla yüzümde o görmediğin
hani görsen de çok seveceğin gülümsememle
yataktan fırladığımda
işte tam da o anda
özle beni.
bana yolladığın o şarkıyı dinlerken ben
hani olur da
gözlerim dolduğunda
ama gizlemeye çalıştığımda
için cız etsin hafiften
özle beni.
bilgisayarın monitörüne
odamın duvarlarına boş boş baktığım
bakışlarımın aksine zihnimin ağzına kadar
sen ve sana dair bir sürü şeyle dolu olduğu
o bir anlık kendimi kaybedişlerimde
özle beni.
o en çok sevdiğim filmin
en sevdiğim sahnesinin
beni bitiren repliği söylendiğinde
'beni de böyle sever mi acaba'
diye düşündüğüm o an var ya
işte en çok o zaman
özle beni.
sana dair
harfleri birleştirip kelime
kelimeleri birleştirip cümle kuramadığım anlarda
özlemeyi boş ver de
o kuramadığım
kursam da söyleyemediğim cümleler kadar
sev beni.

gurur.

açık yaraya tuz basar gibi, bazen karanlıkta boğulur gibi...
yarınını unutmuş, bugünü hatırlamakta zorlanan bi ihtiyar sanki
hele elleri...
o eller mi açacak kapısını cennetin?
yoksa cehenneme giden yol mu gözlerin?
kimsin sen? kimsin...
huzur kokuyor tenin. dudaklarınsa hüzün...
ruhumdan parçalar saçılıyor etrafa
her defasında
her dokunuşunda bana
mutluluk senin soluğunda belki
yanından uzaklaştıkça
senden geriye attığım her adımda
canım acıyor sanki
yüksek bi uçurumdan aşağı atlamak gibi...
düşmek
bitmeyen boşluğa
uzanmak
bilinmeyen sonsuza
vurmak
en dibe
daha fazla
hissetmek
varlığını damarlarımda,nefesimde,kanımda...
ulaşabilecek miyim ki
en gizliye, en saklıya?
dokunabilecek miyim
dokunmak istediğim yere,
kalbine?
daha ne kadar dayanabilirim sence?
sana bu kadar alışmışken
nasıl gidebilirim?...
bırakabilir miyim seni
içimi titretmeye devam ettikçe sesin?
kokun üzerimden gidince de
devam edebilecek miyim?
tenime değmeyince tenin
nasıl dayanabilirim...
nasıl?...

1 Şubat 2009 Pazar

yankı.

sessizce akıyorum boşLuğuna...
yavaşça sızıyorum kanına...
hayat düşerken gözLerimizden ağır ağır
birkaç adım dha atıyoruz sonsuza.
ruhunda doLaşan pis kanı emiyorum,
tükürüyorum.
senin her nefes aLışında ben
hayat buLuyorum.
soLuk gözLerinin ardına sakLanmış
o küçük ışığı görebiLiyorum.
senin adında can buLuyor
en basit keLimeLer biLe.
o inanmadığımız,
var oLmayan ’aşk’ yankıLanıyor
gökyüzünde.
sarsıLıyor bedenin içimde.
sökük, yamaLı ruhLarımız
tek bir dikişLe tutturuLmuş birbirine.
kurumuş dukakLarımı yakmıyor bu defa gözyaşLarım..
küçük,ısLak,titrek bir şeye dokunuyor parmak uçLarım.
kıpkırmızı oLdu avuçLarım.
sesini biLe duyabiLiyorum sanırım...
bu eLimdeki senin kaLbin,
senin kanın...

30 Ocak 2009 Cuma

oL.

neşeli şeyler izle, neşeli şeyler dinle, neşeli anlar hatırla, neşeli ol.
tek tek unut, tek tek yok et hepsini, neşeli ol.
görmemen gerek, duymaman gerek, neşeli ol.
inkar etme, kabullen, neşeli ol.
neşeli ol?
neşe?